18 Mart 2013 Pazartesi

MARİFETULLAH


MARİFET:“Tanıma”,“Bilme”

MARİFETULLAH : “İlâhî hakikatlara vukufiyet”, “Kalbî inkişaf”, “İlâhî sıfat ve isimlerin tecellilerine tefekkürde erişilen mertebe.

“Bütün ulûm-u hakikiyyenin esası ve nuru ve ruhu marifetullahdır.” (Sözler)

Allah’a inanan insanın kalbi imanla nurlanmıştır. Bu, kör gözün açılmasından, işitmeyen kulağın duymaya başlamasından çok ileri bir inkişafla ruhun, Rabbine kavuşması, ona inanması ve kendini onun mahlûku bilmesidir. Şimdi sıra, O’nu tanıma vadisinde mesafeler katetmeye gelmiştir.

Kur’an-ı Kerim, mü’mine daima marifet dersleri verir. Allah’ın adıyla başlar ve hemen Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu bildirir. Bu bir marifettir, yâni Allah’ı tanımaktır. Rahman ve Rahim olarak.

“Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” emriyle Allah Resulüne (a.s.m.) ve onun şahsında da bütün ümmetine marifet sahasında mesafeler katetme emri verilmiş. Biz bu emirdeki Rab isminden dersimizi alarak, öncelikle kendimizde tecelli eden İlâhî terbiyeyi okuruz. Kanımızı, hücremizi okuruz; yüzümüzü gözümüzü okuruz; kalbimizi ruhumuzu okuruz... Hepsini en güzel ve en faydalı biçimde terbiye eden Rabbimizin rahmetini, keremini okuruz.

Okudukça O’nun rububiyetine marifetimiz artar. O’nun rahmetine marifetimiz artar. İhsanını daha güzel, daha net, daha açık seyreder oluruz.

Âyetin devamına geçer, nutfeden yaratıldığımızı ibretle düşünürüz. Bizi her şeyimizle o küçücük şifrede yerleştiren ve onu açıp her organımızı yerli yerine koyan Rabbimizin lütfuna, rahmetine hayran kalırız.

22 Şubat 2013 Cuma

Zat, Şuunat, Sıfat, Esma ve Efal-i İlahiye...



Allah’ın Zâtı :

Allah’ın zâtı, idrak edilemeyecek kadar yücedir. Zira akıl ve idrak O’nun insana bir hediyesidir ve mahluk olan bu sermaye ile Allah’ın varlığı bilinebilir, ama zâtının hakikati idrak edilemez.

Mahluk olan şey mutlaka sınırlıdır. Bir başlangıcı olduğu gibi bir nihayeti de vardır. Meselâ, göz mahluk olduğu gibi görme sıfatı da mahluktur ve her ikisi de sınırlıdır. İnsan, bütün cisimleri göremediği gibi, kâinatta faaliyet gösteren kuvvetleri, bedenlerde vazife gören ruhları, bu âlemi dolduran melekler dünyasını da göremez. Göz gibi akıl da bir mahluktur. Allah’ın sıfatları ise sonsuz. Sınırlı olan, sonsuzu ihata edemez, kavrayamaz.
“Hakikat-ı mutlaka, mukayyed enzar ile ihata edilmez.” (Sözler)
Mutlak, kayıt altına alınamayan, kendisine bir sınır biçilemeyen demektir. ‘Enzar’, ‘nazar’ın çoğuludur, nazar ise, çoğu zaman, akıl mânâsına kullanılmaktadır. Allah’ın bütün sıfatları mutlaktır, sonsuzdur. Bu sıfatların kayıtlı ve mahluk olan akılla, hakkıyla, idrak edilemeyeceğini her müstakim akıl, şüphesiz, kabul eder. Sıfatı hakkıyla idrak edilemeyenin, zâtının da mahiyetiyle bilinemeyeceği çok açıktır.

27 Ocak 2013 Pazar

Atomun Metafizik Dünyası



Atom, bizzat maddenin temeli iken, maddenin özellikleri ile uyuşmayan, fiziğin kalıplarına sığmayan özellikler sergiliyor. Şimdi kuantum dünyasında kısa bir gezinti yaparak, elektronun farklı yapılarına, gözlemleyenin bakışına göre nasıl var veya yok olduğuna yahut birçok yerde nasıl gözlemlendiğine dâir buluşlara göz atalım. Ayrıca elektronların ışık hızından daha öte bir iletişimle birbirlerinin hareketinden haberdar olmasını, birbirleri ile uyumlu hareketlerini ve atom taneciklerinin insan düşüncesinden nasıl etkilendiğini anlamaya çalışalım.

Bir elektronu kapalı bir televizyon ekranına yöneltirseniz, küçük ışık noktası elde edersiniz. Bu onun parçacık özelliğidir. Aynı zamanda enerji bulutu olarak uzayda dağılan bir dalga gibidir. Deney neticeleri bir elektronun, iki deliği olan bir engelin, her iki deliğinden de aynı ânda geçebildiğini göstermektedir. Aynen dalgaların birbirleriyle girişim yapması gibi, elektronlar da iki deliği olan engelden geçerken, engelin arkasına yerleştirilen ekranda girişim desenleri meydana getirir. Her şeyi maddenin dar kalıpları içinde açıklamaya alışmış zihinler, elektronun bu iki özelliğini açıklamakta zorlanıyor. Acaba elektronun yaşadığı farklı bir dünya daha mı var?

20 Aralık 2012 Perşembe

Veysel Karânî




İsmi, Üveys bin Âmir’dir. Yemen’in Karn köyünde doğduğu için Karnî nisbesiyle bilinir. Memleketimizde Veysel Karânî diye meşhûr olmuştur. Doğum târihi belli değildir. 657 (H.37)’de Sıffîn muhârebesinde şehîd edildi.
Yemen’in Karn beldesinde doğup büyüyen Üveys-i Karnî, Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sağlığında müslüman olmasına rağmen onu göremediği için Sahâbî olamadı. Peygamber efendimizin medhine mazhar olup, Tabiînin büyüklerinden olduğu hadîs-i şerîfle bildirildi. Peygamber efendimizin zamânında Medîne-i münevvereye gelmedi. Yazılan evliyâ tezkirelerinde ekseriya Câferi Sâdık’tan (r.aleyh) sonra ikinci olarak zikredilir.

19 Kasım 2012 Pazartesi

Vahiy Meleği Cebrail (as)




     Sözlük manası itibariyle; Allah’ın kulu demek olan Cebrail kelimesi, İbranice kökenli olup abd, yani kul ve köle anlamına gelen cebr ile ilâh ve Allah anlamına gelen îl sözcüklerinden oluşmuştur.
    
    Bazı âlimlere göre bu kelimenin anlamı; Allah’ın kudretinin sembolü demektir. Nitekim Kur’an’da bu anlama delalet etmek üzere, çok güçlü ve kuvvetli olmayı ifade eden “Şedîdü’l-kuvâ” vasfı yer almaktadır: “Onu (Kur’an’ı), güçlü ve kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.” (Necm 53/5)
     
    Dinî bir kavram olarak ise; ilâhî buyrukları Allah Teâlâ’nın izni ve emri ile peygamberlere bildirmekle görevli meleğin adıdır. (Meryem 19/64; Bakara 2/97)
Cebrail (as)dört büyük meleğin ilki ve en üstünüdür. Karşı konulamayan müthiş bir güce, üstün bir akla ve kesin bilgilere sahiptir. Arş’ın sahibi (Cenâb-ı Allah) nezdinde çok itibarlı, çok güvenilir, üstün yaratılışlı ve diğer bütün meleklerin kendisine itaat ettiği şerefli bir elçidir. (Necm 53/5 -6;  Tekvîr 81/19-21)

31 Ekim 2012 Çarşamba

Higgs Bozonu ve keşfedilmeyi bekleyen yaratılış sırları



Son günlerde bilim dünyasındaki bir gelişme dikkatleri üzerinde topluyor. Higgs Bozonu'nun keşfi neden bu kadar önemli? Neden Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinde (CERN’de), binlerce bilim adamı ve araştırmacı 4-5 yıldır, bu deneye odaklanmış durumda? Niçin bu çalışmalar, asrın en büyük deneyi olarak nitelendiriliyor?

Öncelikle şunu anlatalım ki, Hadron, Proton çarpıştırıcı, Higgs alanı ve parçacıkları, temel kuvvetler, standart model, birleşik alanlar teoremi kavramlarını anlamadan deneyi ihata etmek gerçekten zor. Biz yine de konuyu anlaşılır kılmaya konuyu değişik veçheleri ile anlatmaya çalışacağız.

Milyarlarca yıl önceydi, henüz Güneş yok, Dünya ve gezegenler ortalıkta gözükmüyordu. Galaksiler ve galaksiler arasındaki "uzay" birbirine yakın hatta bitişik haldeydi. Daha da önceki dönemlere gidildiğinde hiçbir genişlemenin olmadığı bir "zaman aralığı" çıkıyordu karşımıza. İşte bu kâinatın ilk doğduğu an olmalıydı. Bir noktadan sonra daha da öteye gidildi. Öyle ki "yaratılıştan" önceki zamana varıldı. Yaratılış çekirdeği, madde ve fizikî kanunlarla açıklanamaz haldeydi. CERN'deki deneyler, her şeyin tek bir şey halini aldığı o "belirsiz ve tarifsiz" yaratılış çekirdeğinin neden ibaret olduğunu açıklayabilecek ipuçlarına ulaşmaya çalışyor aslında. Gündemi meşgul eden asrın deneyi denilen çalışmalarda bir bakıma kâinatın ilk günlerine gidildi, küçük yaratılış patlamaları tekrarlandı. Amaç, bu patlamalarla tüm olayların tek bir denklemle ifade edileceği sonuçlara ulaşmak. Bilim camiasında, bütün formüllerin temelinde yatan ana formüle ulaşmanın heyecanlı bekleyişi var. Varlık, metafizik eksenli yeni bir tanıma daha kavuşabilir üstelik. Atom teorileri ile ilgili bir çok konu açıklanamaz durumda çünkü. Bilimde dönüşüm yapacak, bilimin önünü açacak ve 21. yüzyılın bilimini yapacak yeni dehalar bekleniyor.

30 Eylül 2012 Pazar

EVLİYA GİBİ KİŞİ NEDEN İMANSIZ ÖLDÜ?



Hani bakarız kişinin konuşmalarına, anlattıklarına da, deriz ki, "evliya gibi adam"!.. Ama bir de bakarlar ki, o kişi "imansız" gitmiş yeni yaşam boyutuna!
İnanılmaz gelir bu bize!.. Ortaya koyduğu fiiller veya konuşmalar yahut görünüşü, bizde "evliyadan" zannını oluşturacak kadar belirgin olmasına karşın, neden böyle bir kişi "imansız" olarak yeni yaşam boyutuna geçer?
Bu konuyu sorguladığımda şöyle bir olay müşahede ettim...
Hepimizin bildiği meşhur açıklaması vardır Rasûlullâh (aleyhisselâm)'ın:
"Kişi ne hâl ile yaşarsa o hâl ile ölümü tadar; o hâl üzere bâ's olur ve o hâl üzere kabir âleminden mahşer âlemine geçer!"
Anlam olarak böyle açıklama...
Şimdi beynin çalışma sistemi hakkında şu bilgiyi hatırlayalım...
Beyinde iki tür hafıza-bellek (memory) mevcut...
Birincisi "short term memory" yani kısa süreli bellek-hafıza, diğeri de uzun süreli hafıza "long term memory"...